Fenomen Röportajlar

Ekşi Sözlük Yazarı Soner Bastiat ile Yaptığımız Röportaj

Ekşi Sözlük Yazarı Soner Bastiat hakkında merak edilenleri sizler için sorduk.

Liberal Demokrat Parti’li Hamit, Nöbetçi Eczane Arayan Emre Belözoğlu’ndan Kaçmak, İntihar Etmeden Önce Instagram’da Fotoğraf Paylaşmak gibi birbirinden ilginç hikayelerle Ekşi Sözlük’te fenomen haline gelen, sözlük tarihinin en çok okunan yazarlarından olan Soner Bastiat ile buluştuk.


1. Öncelikle seni kısaca tanıyabilir miyiz? Kimdir Soner Bastiat? Okul hayatı, iş hayatı vs…

Elbette. 1981 yılı İstanbul doğumluyum. Bir aile şirketimiz var onunla ilgileniyorum. Boş vakitlerde de sevdiğim şeyleri okuyup, bildiğiniz yazıları yazıyorum.

-soyisimden bahisle açılan konu üzerine-

Çok sevdiğim Fransız filozof Frederic Bastiat dolayısıyla Soner’in yanında onu kullanmak istedim, öyle devam etti.

2. Aile şirketi yayıncılık falan üzerine mi?

Hayır herkes öyle sanıyor ama tamamen alakasız bir sektör, sanayi işi.

3. Eğitim hayatın nasıl geçti?

Esasında çalışkan bir öğrenci değildim, sadece ilgimi çeken şeyleri okurdum. Hatta ortaokulda babamı çağırıp “bu çocuğu ya bu okuldan alın, ya da sınıfta bırakırız” demişler, babam da mecbur beni oradan alıp başka okula yazdırmıştı. Hiç sınıfta kalmadım ama çektirmişim adama işte biraz. İletişim fakültesinden mezun oldum ancak üniversite 1. sınıftan itibaren iktisat felsefesi üzerine yoğun okumalar yapıyordum ki halen yaparım. Daha sonra “madem bu kadar okudum bari okulunu da okuyayım” dedim ve İngiltere’de iktisat üzerine yüksek lisansa başvurdum, o devam ediyor. Ama yine orada da ilgimi çeken derslerin okumalarını yapıyorum, babamı gene okula çağırabilirler bence, bakalım ne olacak.

4. Neden iktisat felsefesine bu kadar meraklısın?

Benim cevabını araştırmaktan bıkmadığım tek bir soru var: neden bazı ülkeler ileri seviyede beşeri bir gelişme sağlamışken, çoğu ülke bu gelişmeyi sağlayamamış da geri kalmış? Neden bazı ülkeler bu kadar zengin ve çoğu bu kadar fakir? Ben bu soruyla ilgilenmeye başladığım ilk zamanlar yanıtın sömürü, emperyalizm vs.. olduğunu düşünüyordum ama çok da bunlarla açıklanabilecek meseleler değil. İktisadi Özgürlük İndeksi’nin ne olduğunu incelemekle cevabın izini sürmeye başlayabilirsiniz.

5. İnsanlar seni ekşi sözlük’le birlikte tanıdı ve yazdığın şeyler milyonlarca okundu. Ne zaman ekşi’de yazmaya başladın ve popüler olmaya başladığın hikayen hangisiydi?

Aslında insanlar beni değil de hikayelerimi biliyor daha çok. Bir yere gittiğim zaman hiç tanımadığım birisinin bana gelip “siz Soner Bastiat mısınız?” dediği 1-2 kez oldu zira ekşi sözlük’te bir profil fotoğrafımız falan yok. Ama yazdığım şeylere internette bir şekilde denk gelen insanları saymaya kalksak tabii ki şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşabiliriz. Zaten benim istediğim de bu biraz. Daha önceden küçük bir blogum vardı, orada 40-50 kişiye yazardım. Yaklaşık 2 sene önce Ekşi Sözlük yazarı olduktan sonra blog yerine orayı kullanmaya başladım. Sözlüğe kabul edileli çok olmamıştı ve bir gece Nöbetçi Eczane Arayan Emre Belözoğlu’ndan Kaçmak hikayesini yazdım. Saat çok geç olmuştu, yazdıktan kısa bir süre sonra uyudum. Sabah telefonumda onlarca çağrı, mesaj ve hikayeyle ilgili bana ulaşmaya çalışan spor servisleri, haber siteleri karşısında neye uğradığımı şaşırdım. Ben blogda yazarken “aaaa 30 kişi okumuş ne güzel” derdim, hiç böyle bir şeye alışık değildim. Ekşi’nin gücünün ilk orada farkına vardım.

6. Bu hikayeden sonra da pek durmadın?

Dediğim gibi blog yerine ekşi’yi kullanmaya başladım. Daha sonra diğer hikayeler ve yazılar da çok ilgi çekmeye ve okunmaya başladı. Liberal Demokrat Parti’li Hamit, Türk Apartmanlarının Karaktersiz Olması, İntihar Etmeden Önce Instagram’da Fotoğraf Paylaşmak, Amsterdam’a Gidip İlk Günden Kendini Bozmak, Sucunun Utanan Maymun Gönderir Hale Gelmesi gibi birbirinden tuhaf konu ve başlıklar hakkında karaladığım şeyler ilgi gördü.


Buluşmaya Liberal Demokrat Partili Hamit’le birlikte 2004 yılında çıktıkları bir gazeteyi de getirmişti. Bizim için de ilginç bir sürpriz oldu. Gazete haberini tam boy görmek için tıklayın.

7. Peki mutlaka soruyorlardır, biz de soralım; hikayeleriniz tamamen yaşanmış gerçek olaylara mı dayalı yoksa kurgu var mı?

Evet soruluyor. Şöyle açıklamaya çalışayım… Akşam anne ve babanıza gidip tanışma hikayelerini sorduğunuz zaman ikisi de farklı bir şey anlatacaktır. Bu ikisinden birinin yalan söylediği anlamına gelmez. İki insan aynı mekanda aynı şeyi yaşıyor olsa bile hissettikleri gerçeklik, heyecan ve duygu durumları birbirinden farklılık gösterebilir. Kafka’nın sevdiğim bir sözü var; “abartıyorum, çünkü anlaşılmak istiyorum” diyor. Bir şeyi olanca heyecanıyla anlatırken bazı detaylara, bazı abartılara ihtiyaç duyarsınız. Bunlar, hissettiğiniz gerçekliği karşı tarafa daha iyi iletmenize yardımcı olan araçlardır. Ben hikayelerimi okuyan insanlarla bu iletişimi iyi kurduğumu düşünüyorum.

8. Hikayelerinde Umut Sarıkaya esinlenmesi olduğu söyleniyor. Bu konu hakkında ne söylemek istersin?

Ne alakası var yaa! falan diyormuşum. Umut Sarıkaya’ya benzetilmek benim şikayet ettiğim bir şey olamaz, bundan ancak memnuniyet duyabilirim, kendisini severek takip ediyorum. İnsanlar beğendikleri yazarların üslubundan ister istemez etkilenirler, bunda garipsenecek bir durum yok. Konuya başka bir açıdan da yaklaşacak olursak, insanlar hangi yazarı daha çok okuyorsa, başka birinin tarzını da ona benzetmeye meyillidirler. Bazı hikayelerimden sonra “sen biraz fazla Ferhan Şensoy okuyorsun galiba” diye mesajlar da aldığım oluyor. Çünkü onlar da belli ki iyi bir Ferhan Şensoy okuyucusu ve yazıda kurduğum bazı cümlelerin yapılarını ona benzetmişlerdir. Ayrıca haklılardır zira en sevdiğim kitaplardan birisi ‘Kalemimin Sapını Gülle Donattım’. O kitabı okuyup, o üsluptan etkilenmeyecek insan olamaz. Bir başkası Efraim Kişon ‘a benzetmiş ki kendisini hiç okumadım. Sözlük’te birisi Polonyalı bir yazardan bahsetmiş ama tanımıyorum. Bunlar olur, normaldir.

9. Bu kadar okunan yazıların, kaliteli mizahın var. Bunun üzerine kitap yazmayı düşünür müsün?

Birkaç yayınevi iletişime geçti ama henüz bir karara varamadım bu konuda. Çünkü onlar haklı olarak yeni hikayeleri kitaba saklamamı istiyorlar. Kitabın okuyucusu bellidir ve kısmen sınırlıdır. Ancak internet öyle değil. Ben şimdilik yazdığım şeylerin daha çok kişiye ulaşmasını istiyorum, bir kitapta kalmasını ve bundan belli ölçüde para kazanmayı değil. Bu yüzden çok erken bir dönemde kitap düşünmüyorum. Ama tiyatro oyunu veya bir sinema filmi gibi şeyler olabilir.

10. Ne sıklıkla sinemaya gidiyorsun? Hangi tür filmler izlersin?

Sinemaya sık sık giderim. Daha çok animasyonlar ilgimi çekiyor ve genellikle anlık karar verdiğim için tek başıma gidiyorum. Bu konuda da yazmış olduğum bir şey var belki biliyorsunuzdur; Tek Başına Sinemaya Gitmek

Soner Bastiat ve yazarımız Şafak Yıldırım

11. Türk komedi filmleri hakkında ne düşünüyorsun?

Valla açıkça konuşmak gerekirse siz ne düşünüyorsanız ben de onu düşünüyorum. Hatta bu konuda bir kampanya bile başlatmayı düşündüm ciddi ciddi. Yani komedi diye çekilen filmleri hiç mi arkadaşlarına izletmezler, hiç mi birisi de çıkıp “abi ne yapmışsınız ya?” dememiş, bunların acı konuşan eşi dostu yok mudur? Artık bir kere şu ‘şive mizahı’ndan bi vazgeçilsin lütfen. Herkesin komik olmasından da vazgeçilsin. Komedi filmi diye her karakterin komik olmasına (hele de şive yaparak komik olmasına) gerek yok. Hatta en çok güldüğümüz filmler genellikle komiklik yapmaya çalışmayan karakterler üzerinde yükselir.
Bakın Leyla ile Mecnun çok komik bir diziydi ama kimse komiklik yapmaya çalışmıyordu. Erdal Bakkal’ın şivesi mi vardı? Onun o elleri cebinde duruşu bile bizleri güldürmeye yetti. Mizah böyle bir şey. Son dönem Türk sinemasında ‘komiklik’ iddiasındaki 10 yapımdan 9’u sadece tırnak içinde “komik”. Diğer 1 tanesi de tartışmalıdır. Ayrıca hemen her komedi filminde rastladığımız ‘mafyadan kaçma’nın da artık bi sonu gelsin lütfen. Bu nedir yani? Konu mu kalmadı? Neden her komedi filminde insanlar mafyadan kaçıyor? Ayrıca çoğunlukla bu mafya da komiklik yapan bir mafya. Gerçekten yeter. Şimdi burada ben eleştiri yapınca kendimi bir şey sanıyormuşum gibi de algılanmasın lütfen ama bu konudaki düşüncelerim böyle, saklamak istemem.

12. Günümüzde gençlerin sosyal medyada çok fazla zaman geçirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yaşlılar gibi cıkcıklamak istemem ama sosyal medya büyük bir bilgi kirliliği gerçekten. İnternet ise süper bir şey, sonsuz bir kütüphane. Sosyal medya daha çok bu kütüphanenin kantini gibi. Twitter’ı açıyorum birisi “EVDE SU BİTMİŞ YAAAA” yazmış. Bunu okumamın bana bir faydası olabilir mi? Bundan bana ne? Bunu sucuya söylemen lazım. Başka biri “kardeşimi bakkala yolladım” yazmış, birisi bi ünlüye kızmış ve bir başkası mutlaka erkek arkadaşından ayrılmış ama bizim kafamızı s*kiyor. Çocuğun bundan haberi var mı? Muhtemelen yok. Sosyal medya bana bir mahalleyi andırıyor. Herkes camdan kafayı uzatıp sabahtan akşama tüm mahalleyi gözetliyor ve sokakta bir olay, bir kavga olmasını bekliyor. Camdan cama bağırmaya da mention diyorlar. Çok bulaşmayın evladım, evet cıkcıklıyorum.

13. Yazmak isteyen ancak nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için tavsiyeleriniz var mı?

Bunun öyle çok net püf noktaları falan yok ama yazmaktan korkmayın. Sevdiğiniz yazarları okuyun bol bol, bir süre sonra bi üslup gelişecektir. O üslup üzerinden ilgi alanlarınızda yazılar üretmeye çalışın. Bir şey yazdığınız zaman kenara koyun 2 gün sonra tekrar bakın. Fazlalıklar ve tempoyu düşüren cümleler gözünüze çarpacaktır. Tempo önemlidir. İyi bir yazı, ne konuda yazılmış olursa olsun akıcı olduğu müddetçe iyi bir yazıdır.

14. Takip ettiğin dergiler var mı?

Elbette var. Beğendiğim dergilerin tüm sayılarını bulur evde bir yere kaldırırım. Geçmiş sayılarından başlar okurum. Psikeart, Notos, Kitapçı, OT gibi dergilerin yanında elbette Uykusuz, Naber ve Penguen gibi mizah dergilerini takip etmeye çalışıyorum.

15. Genç Kuşağa tavsiye edebileceğiniz kitaplar desek?

Klasik rus edebiyatı geyiğine girmek istemiyorum ama Tolstoy çok sevdiğim bir yazardır. Yine de ilginç gelecek belki ama roman okumayı pek sevmem. Bunun yerine alternatif sosyoloji, felsefe, psikoloji ve biyografi okumaları yapıyorum, bunları önerebilirim. Bu yönde internette özellikle ingilizce biliyorsanız ilginizi çekecek çok site ile karşılaşabilirsiniz.
Dilimize çevrilen kitaplarla ilgili önerilerim ise mesela felsefe alanında Warburton’un kitapları oldukça hoşuma gitmiştir. Alternatif sosyoloji için Niedzviecki ve Ritzer’in ilginç konulara değindikleri kitapları var. Bunlar yanında Zeldin’in İnsanlığın Mahrem Tarihi çok hoşuma giden bir kitaptır. Adam Phillips’in Kaçırdıklarımız: Yaşanmamış Hayata Övgü. Van Gogh, Freud, Nietzsche üzerine yazılan biyografileri takip ederim. Umberto Eco bir deryadır, ne okursanız kardır. John Berger’den Görme Biçimleri’ni öneririm. Konudan konuya atlıyorum ama Engin Geçtan’ın Hayat başlıklı kitabını çok beğenmiştim. Gündüz Vassaf, Emre Yılmaz okuyun. Beni son dönemde etkileyen bir başka kitap ise Nihan Kaya’dan Yazma Cesareti idi.

16. Peki, politik meselelere oldukça ilgili olduğun birisi olduğunu biliyoruz. Son anayasa değişikliği ve referandum hakkında görüşlerini alsak?

Benim için en önemli politik değerlerden birisi ‘kuvvetler ayrılığı’dır. Yeryüzünde bu değeri içselleştirememiş, hukukun üstünlüğünü sağlayamamış tek bir güçlü devlet gösteremezsiniz. Ayrıca ‘güç’ten şüphe ederim. Özellikle devlete verilen güç ve onun zor kullanma tekeline sahip olmasından yüz defa daha şüphe ederim. Hepimiz de etmeliyiz.
İnsanoğlunun gördüğü en büyük katliamlar hep sınırlandırılmamış iktidarlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Önerilen ‘Başkanlık Sistemi’ veya ‘Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ ise incelediğimiz zaman tek bir adamda oldukça keyfi bir yetki birikimine işaret ediyor. Bu kişi hiçbir demokratik ileri devletle kıyaslanamayacak miktarda Anayasa Mahkemesi’ne ve HSYK’ya oldukça fazla sayıda üye atayabiliyor, istediği zaman meclisi feshedebiliyor, tek başına kararname çıkartabiliyor vs.. Bunu savunmanın bir anlamı yok. Bürokratik vesayetten şikayet etmek tüm kuvvetler ayrılığı ve balans sistemini ortadan kaldırmak için bir gerekçe olamaz. Tamir etmeye çalışacaksınız, yok etmeyeceksiniz.

17. Son olarak gençlere öğütleriniz desek?

Arkadaşım ben 72 yaşında mıyım ne gençlere öğüdü? İyice yaşlı yaptınız beni bak şu röportaja başlarken hayat doluydum, şu anda valla moralim bozuldu, çöktüm resmen. Yine de sadece gençlere değil genel anlamda bazı şeyler söylemek isterim. İngilizce öğrenin, hem de iyice öğrenin. Birçok kurs var, 3-5 ayda öğrenirsiniz. Öğrendikten sonra hem unutmamak hem de ufkunuzu genişletmek için internette ilgi alanlarınızla alakalı makale ve yazıları okumaya çalışın. Elinizden geldiğince ticarete kafa yorun ve nerede çalışıyorsanız çalışın, bir gün kendi işinizi kurmak gibi bir hayaliniz olsun. Boş vakit ve sağlıktan daha önemli bir şey yok bu hayatta. Yardımsever olun, çünkü ancak bir şeyler vererek mutlu olabilirsiniz, bir şeyler satın alarak değil. Şimdilik bunları öğrendim.

Röportaj için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim ne demek.
Bastiat’ı takip etmek için;

twitter
facebook
eksisozluk

Emojiyle tepki ver!
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid
8 comments
  1. Negerekvarkilooo

    Abi bilmiyorum “okuyacak” mısın ama şunu bilmeni isterim çok güzel bir adamsın ruhen, mantıken vb. İnanıyorsan Allah yolunu açık etsin bu dünyaya senin gibi insanları sürüyle salmalıyız :)

  2. Adamın dibi

    Hocam senin diksiyonunu mizacını karakterini merak ediyorum görüntülü bir röportaj güzel olurdu. Ama en çok umut sarıkaya nın. Herkes tarafından biliniyor ama adamın hiç bir videosu yok süperkahraman gibi

  3. Çiğdem

    “Şu dünyada yaşayan herhangi birisiyle karşılıklı sohbet etme hakkınız var, seçin birini.” deseler vereceğim isim siz olurdunuz. Her yazdığınız şeyde ya tebessüm ediyorum ya da “vay be benim aklımdakiler kağıda aynen böyle cümlelerle dökülürdü” diyorum.
    Umarım bir gün bu dileğim gerçekleşir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.